• ALTIN (TL/GR)
    451,24
    % -0,78
  • %
  • %
  • %
  • %
  • %
  • BITCOIN/TL
    512869,120
    % -0,02
  • BIST 100
    1.409,19
    % 2,24
email kaydolma bedava oyun hesapları turbobet giriş totobo pdf indir nulls brawl apk indir

Enflasyon Mart ayında da artışını sürdürdü

Enflasyon Mart ayında da artışını sürdürdü

Enflasyonun artışında; başlıca maliyet unsurları olan geçmiş kur artışları ve artan petrol fiyatlarından gelen etki öne çıkmakla beraber, ÜFE’nin halen manşet TÜFE’nin çok üzerinde artış göstermesi itibariyle maliyet yüklenimi yine ağırlıklı bir şekilde üretici üzerinde birikmektedir. Bu da, TÜFE’nin ilerleyen aylarda da yüksek artış göstereceğine işaret etmektedir.

 

Enflasyonda artışı destekleyen faktörleri şu şekilde sıralayabiliriz;

 

·        Yükselen petrol fiyatlarından gelen maliyet ve nihai ürün fiyatı etkisi

·        Zayıf TRY nedeniyle ithalat fiyatları ile temel mal ve hizmetlerde artan fiyat baskısı

·        Hizmet sektöründe normalleşme ile birikimli talep, açılma sonrası yenilenen fiyat dengeleri

·        ÜFE-TÜFE makasının genişleyerek 15 puana yükselmesi

·        Mart ayı sonunda TRY’de görülen ilave değer kaybı

 

Geçerli olan şartlar çerçevesinde genel enflasyon eğilimi, projeksiyonların da yukarı doğru revize edilmesine sebebiyet verecektir. Petrol fiyatlarında geçen yıla göre olan artışın getirdiği baz etkisi ve Mart sonunda gerçekleşen TRY değer kaybının da ilave etkisi, ÜFE’de biriken maliyet etkisiyle birleşerek Nisan ve Mayıs aylarında yüksek enflasyon gerçekleşmesine işaret etmektedir. Bu dönemde, Mart ayında birikimli talep ve normalleşme sonrası yeni fiyat dengeleri etkisiyle artan hizmet enflasyonunda, Nisan ayında da benzer bir eğilim görebiliriz. Enflasyon tepe noktası ve yılsonu hedefine ilişkin risklerin ciddi anlamda yukarı yönde ağırlıklandığını düşünüyoruz. Nisan sonunda yılın 2. Enflasyon Raporu açıklanacak, Merkez Bankası’nın %9,4 olan ara dönem beklentisini yukarı doğru revize etmesi çok yüksek bir ihtimaldir. Güncel faktörler, zaten daha öncesinde de sağlanması zor olan bu beklentinin gerçekleşmesini olası kılmamaktadır. Birçok finans kurumunun yılsonu enflasyon beklentisi %12-13’lerdedir.

 

 

TCMB politika faizi, cari enflasyon ve beklenen enflasyon karşılaştırması… Kaynak: Bloomberg, TCMB, TÜİK…

 

TCMB para politikası öngörüleri… 15 Nisan PPK toplantısı…

 

Merkez Bankası’nın politikasını belirleyen ana unsur enflasyon görünümü olmayı sürdürmektedir. Mart PPK’sında eski Başkan Naci Ağbal yönetiminde, artan enflasyon risklerine karşı ilave parasal sıkılaşma uygulanarak politika faizi %19’a çıkarılmış ve akabinde Ağbal görevden alınarak yerine Şahap Kavcıoğlu getirilmişti. Piyasalar, Merkez Bankası’nın ortodoksiden uzaklaşma ihtimalinden endişe ederken, Sn. Kavcıoğlu verdiği mesajlarda sıkı para politikasına bağlılığın ve enflasyon odaklı para politikasının altını çizdi. 1 Nisan’da gerçekleştirilen ekonomist toplantısında, faizin enflasyonun üzerinde konumlandırılmaya devam edileceğini belirtti.

 

Enflasyon artmaya devam ediyor. TRY değer kaybı, petrol fiyatları artışı, hizmet enflasyonu ve ÜFE’de biriktirilen maliyet etkisiyle artmaya da devam edecek. Mevcut görünüm, enflasyon beklentilerinde yukarı yönlü bir revizyonu da gerektirmektedir, nitekim birçok kurum yılsonu enflasyon beklentilerini %10-11’lerden %13’lerin üzerine doğru artırmıştır. Reel faiz bakımından, Türkiye benzer ülkelerine göre %2,5’a yakın bir oranda daha yüksek getiri sağlayan bir ülke konumundadır. Tabii, beklenen enflasyona göre ölçülen reel faiz daha fazla olsa da, genelde enflasyon hedefleri kaçırıldığı için yatırımcı cari durumun tespiti için güncel enflasyona son dönemde daha çok bakmaktadır. Diğer taraftan, bir sıkılaşma ihtiyacı olacaksa bu enflasyondan ziyade riskten dolayı olacaktır. Çünkü CDS +300 seviyelerinden (bu bile tüm EM’lerden negatif ayrışmamıza sebep oluyordu), +450 seviyelerine gelmiştir. Böyle durumlarda da, faizin reel ekonomi için ne kadar yavaşlatıcı etkisi de olsa da, fiyat stabilitesi açısından da en yararlı enstrüman olduğu söylenebilir. Risk priminde artış, lokal para değer kaybı, enflasyon artışı unsurları birbirleriyle ilintilidir ve bütün bu faktörler sürdürülebilir büyüme için de birer engeldir. Sürdürülebilir büyüme için ilk önce enflasyonu halletmek gereklidir.

 

15 Nisan PPK’sında ve takip edecek Mayıs PPK’sında faizde değişim beklemiyoruz. İlave parasal sıkılaşma söyleminde bulunulabilir.

 

 

Seçilmiş ülkelerin gerçekleşen enflasyon oranlarına göre reel faiz oranları… Kaynak: Bloomberg

 

Küresel sermaye hareketleri – Taper Tantrum Reloaded?

 

IMF’nin küresel sermaye hareketleri için yaptığı 2013 model Fed varsayımı üzerinde bir süredir duruyoruz. Gerek salgınla mücadele noktası, gerekse de reel ekonomi gelişmeleri anlamında ABD ekonomisinde önemli bir ısınma etkisi görülmektedir. Bu bir dipten toparlanma etkisiyle çok daha yüksek momentumda görünmekte, ancak kapanan işyerlerinin açılmasıyla desteklenen ekonomik faaliyet ve işe dönen birçok çalışan bu canlanma etkisini devam ettirebilir. Biden’ın mali paketleri ile firmalara ve bireysellere mali yardım destekleyici faktörler; altyapı paketi ile beraber de ekonomide artacak iş hacmi, beklentilerin de iyimserleşmesini sağlamıştır. Enflasyondaki ısınma da yoğun şekilde ekonomik toparlanma ile ilişkilendirildiğinden dolayı, Fed buna akut bir sorun gibi yaklaşmamakta ve getiri eğrisi dikleşmesine yönelik herhangi bir politika adımı atmamaktadır.

 

Enflasyonun zaten bir süre yüksek seyretmesine izin verilecek ve artışın da dönemsel olduğu düşünülüyor. Ancak dikkat edilmesi gereken kısım olarak; tahvil getiri eğsinin uzak kısmı dikleşmektedir. Yani faizlerin ve enflasyonun uzun dönemde daha yüksek olacağı varsayılmaktadır. Fed tek tek verilere bakarak ileriye dönük rehberliğini değiştirmeyecektir, ancak ekonomik gelişme süreklilik arz ettiği takdirde mevcut bulunduğu politika düzleminin ağırlık merkezini sıkılaşma tarafına kaydırması muhtemeldir. Mesela QE tapering takvimini biraz daha erken döneme çekmesi ilerleyen FOMC’lerde biraz daha fazla değerlendirilebilir. Fed, küresel likiditeyi daha erken bir dönemde ABD’ye çekmeye karar verirse ve bunun sinyalini yakarsa 2013 Bernanke miladı gibi gelişmekte olan ülkelerin aleyhine sermaye hareketlerinin ağırlık kazanacağı bir konjonktür içine girilebilir. Piyasanın; enflasyon ve büyüme canlanmasından kaynaklı 10 yıllık tahvil faizi hareketine verdiği tepkiye ve ağırlıklandırdığı risk algısına bakacak olursak, gelişmekte olan piyasalar da erken çekilecek bir likiditeden endişe ediyorlar. Bu dönemde, aynı 2013 sonrası taper tantrum dönemi gibi majör verilerin QE ile ilişkilendirilmesi ve buna bağlı olarak “iyi veri, kötü piyasa tepkimesi” veya tam tersi gibi durumlar meydana gelebilir. Gelişmekte olan ülkeler açısından yatırıma konu olabilmenin yolu, “iyi iktisat politikaları” ile istikrarlı ekonomiye sahip olmaktan veya daha yüksek getiri sağlamaktan geçmektedir.

 

 

ABD 10 yıllık / 2 yıllık tahvil faiz spread ve ABD – Alman 10 yıllık tahvil faiz spread Kaynak: Bloomberg

 

Kaynak Tera Yatırım
Hibya Haber Ajansı