Neden Rüya Görürüz?

Rüyanızda her şey olabilir.  Uçabilirsiniz, okyanusları dolaşan ufak bir kara balık olabilirsiniz, ya da bir süper kahraman olabilirsiniz, olağanüstü yeteneklere sahip olabilir bu yetenekleri rahatlıkla kullanabilirsiniz, aşklarınızla uyanıkken yaşayamadığınız mutlu anlar yaşayabilir, kaybettiklerinizle tekrardan buluşma fırsatı yakalayabilirsiniz, vesaire…

Rüyalar, bilimin tüm alanlarındaki incelemeciler amacıyla muazzam bir husus başlığıdır. Biyolojik alandaki araştırmacılar uyku hemen beyinde nasıl bir psikolojik proseslerin meydana geldiği ve insanlar rüya görürken beyindeki nörolojik dalgalanmaları gözlemlenmesi üstüne çalışırlar. Psikoloji bilimi alhemenki bilim insanları ise rüya içeriklerinin uyanık hayata dair çıkarımları üstünde çalışırlar. Bu bilim insanlarının odaklandığı kısımlar dışında, genel olarak bilim insanları rüyalar husussu ile ilgili hala keşfedilmeyi bekleyen bilinmezliklerin var bulunduğu husussu ile ilgili hemfikirler.

Bilim insanları yıllardır “Neden uyumaya gereksinimiz var?” sorusuyla “boğuşuyorlar”. Senelerdir oluşturulan çalışmalar sonucunda “ne kadar uyumaya gereksinimiz bulunduğu” ve “uykusuzluğun namacıyla zararlı bulunduğu” gibi soruların cevaplarına ulaşmış haldayız ama gelinen noktada “namacıyla uyuduğumuz” sorusunun hala tam olarak bir sebebi keşfedilebilmiş değil. Yapabildiğimiz en iyi şey, uyur iken tam olarak neler bulunduğunu anlamaya çalışmak oldu. Biliyorsunuz ki, uyur iken uyandığınız anda aracınızı bir nehirde ya da şarampole yuvarlanan bir durumda bulabilirsiniz.

Uyku Anı
Kısa bir süreliğine uykuya dalma sürecinde bile uykumuz gerçekte 5 değişik evreden oluşur. İlk kısım basitçe uyanabileceğimiz (sıkıcı bir ders sırasında ya da bir toplantı sırasında daldığımız kısa uykular gibi) hafif uyku  evresidir. İkinci evre biraz daha derindir (bir koltuğa yaslanıp 20 dakikalığına kısa bir kestirme hallarındaki gibi). Üçüncü ve dördüncü evreler ise derin uyku evreleridir.

Bu dört evrede beynimizdeki dalgalanmalar daha uzun ve yavaştırlar. Birinci evrede dalgalar alfa dalgaları şeklindedir, ardından beta, ardından teta ve son olarak da dördüncü evrede delta dalgaları şeklindedir. Dört evreden sonra ise, HGH uykusu olarak tanınan final kısmına geçeriz. İngilizcesi REM “rapid eye movement” yani “hızlı göz hareketi”‘nin kısaltılmış halidir ve yeteri kadar gariptir. HGH uykusu tüm günümüzün en aktif fizyolojik kısımlarından birisidir.

HGH uykusu anında; soluk alıp-vermemiz artış gösterir, kalp atışlarımız hızımızda artış görülür, kan basıncımız da artar ve beyin aktivitemiz uyanık olduğumuz anlardaki alfa dalgalarıyla aynı düzeye (belki de daha yüksek) ulaşır.

Bütün bu süreçte bedenimizin başka tüm kısımları resmen felçli bir durumdadir. Eğer bir gece yarısı ansızın uyanırsanız hareket etmekte kısa bir güçlük yaşadığınızı farkedersiniz. Bunun sebebi, HGH uykunuzun ortasında uyanmanızdır -korkulacak bir hal yoktur-.

Bu hal biraz korkutucu gelebilir ama gerçekte vücudunuzun uyku sırasında sizi güvende tutma davranışıdır. Rüyalarımızın çoğunluğu HGH uykusu anında meydana gelir, bu yüzden bu aşamada fiziksel bir felç durumunda değilsek, HGH uykusu tavır / davranış bozukluğuna sahip olabiliriz. Yani, rüyanızda bir boksör olduğunuzu görüyorsanız,  uykunuzdan hayali bir boksör yumruğu atma davranışıyla uyanabilirsiniz hem de yatağınızı bir başkasıyla paylaşıyorsanız ona zarar vermeniz ve canını yakmanız da muhtemel bir netice olabilir.

Neden Rüya Görüyoruz?
Bu hal bizi rüyaların tam olarak hedefinın ne bulunduğu sorusuna götürüyor. Hiç kimse bu hale dair nokta atışı yapan bir açıklama getirmiş değil ama mevzuya dair detaylı kuramlar mevcut. Bazı kuramlar vakanın sadece fizyolojik açısına odaklanır ve rüyaların uykumuz sırasında sadece beyin aktivitelerimizin meydana çıkışı bulunduğuna inanırlar. Onlar amacıyla daha çok bir manası yoktur, yani rüyalarımızın gerçek bir hedefi yoktur.

Diğer kuramlar ise rüyaların daha psikolojik açılarına odaklanırlar. Sigmund Freud‘a göre rüyalar insanların uyanıkken yapamadığı şeyleri yapabilmesine olanak sağlar. Yani Freud rüyalarımızın içimizde gizli tuttuğumuz tutkularımızı meydana çıkarabilmemize yardımcı bulunduğunu söyler. Carl Jung ise, rüyalarımızın uyanıkken sahip bulunduğumuz düşüncelerle aynı bulunduğuna inanır.

Freud ve Jung bu kuramlarini Viktorya Çağı’nda meydana atmışlardır. Ancak bugün, fazlası psikolog rüyalara dair psikolojik ve nörolojik açılar arasında kurulan bir köprü kuramını benimsiyorlar. 1973 yılında, Allan Hobson ve Robert McCarley; “rüyalar, beynin herhangi elektriksel uyarımlarının bir sonucudur” hipotezi üstüne yoğunlaştılar. Hobson ve McCarley rüyaların hafızamızda depolanan tecrübelerimizin görüntüleri bulunduğunu ileri sürdüler. Ancak bu gelişigüzel elektrik uyarımları tüm öykülerle uyumlu değillerdir ama parça görüntülerden meydana gelen bir seridirler. Bir kimse uyanıkken, beyin bu parça görüntüleri alır ve onlardan anlamlı tüm bir öykü oluşturur.

Netice olarak, rüyalara ve uykuya dair hala çözülememiş sırlar mevcut, en azından şuana kadar her şey tam olarak anlaşılabilmiş değil. Çünkü tanınanlerin hepsi hala birer kuram olarak hale dair açıklamalar geliştiriyor. Belki ileride rüyalarımıza dair yeterli bilgiye ulaşabilecek ve onları denetim edebileceğiz. Mümkün mü? Elbette ki mümkün, zira bilimin sınırı yok.

Anahtar Kelimeler:
NedenRüyaGörürüz
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.